• Selamlar, beni az buçuk tanıyan bir çok insan anneme bir öfkem olduğunu düşünür genelde, çünkü yaşadığımız bir çok anının özetine bakınca geriye pek hoş bir anne kız ilişkisi kalmaz ne yazık ki, ama olaylara tek bir pencereden bakıp yargılarsak yanılırız. Kimse tek başına suçlu olamaz bu hayatta, evet.

    Psikolojiyle az buçuk ilgisi olan herkes bu deneyleri ayrıntılı bir şekilde bilir ama bilmeyenler için çok ayrıntılı olmayan kısa bir özet yapmak istiyorum.

    Harry Harlow adında bir adam (tamam tamam sokaktan geçen bir adam değil) bir bilim adamı, maymunlar üstünde abik gubik deneyler yapıyor, bu deneylerin amacı “yavrular beslendikleri nesneyle mi yoksa sıcaklık hissettiği, sarılabildiği nesneyle mi bağ kurar” gibi bir sorgulama. (Her siki merak etmeseler olmaz zaten)

    Neyse bu deneyi biraz özet geçmem gerek, bebek maymunlar doğdukları andan itibaren annelerinden ayırıp izole bir ortama konuluyor. Bu ortamda iki tane yapay anne figürleri var; birisi süt içebilecekleri ama tellerden oluşan bir figür, birisi de peluştan anne maymun (ay bu kadar betimleme işiyle uğraştıktan sonra fotoğraf koyup göstermek geldi aklıma kusura bakmayın, okuma sevdanıza sağlık a dostlar mfhfjf)

    Neyse bu minik yavrulara yapılmayan saçma sapan şey kalmıyor. Ve yavruların süt içtikleri telden anneyle değil, peluş olan sarılabilecekleri anne figürüyle bağ kurduğunu görüyorlar.

    Deneyin ayrıntılarıyla ilgili değil zaten anlatmak istediklerim, o yüzden hızlanıyoruz.

    Zaman geçiyor ve deneyden beynini yaktıkları maymunlarımızı büyüdükleri zaman hamile bırakıyorlar ve nasıl anne olacaklarını da gözlemlemek istiyorlar.

    Burada bir not da düşeyim, bu berbat deneylerden sonra hayvanlara yapılan deneyler konusunda bazı sınırlamalar da getirilmeye başlanıyor (sonunda be kardeşim sonunda)

    Anneleri tarafından hiç sevilmemiş (sevilememiş), korunup kollanmamış ve bağlanmayı düzgün şekilde öğrenememiş deney maymunlarımız, büyüyüp anne oldukları zaman yavrularını öldürüyorlar. Bakmayı reddediyorlar ve bakamıyorlar.

    Çünkü biz memeli canlılar, bazı duyguları sağlıklı yaşayabilmeyi de bize aktarılanlardan öğreniriz. Bu olumsuz duyguları kırabilenlerimiz de vardır, kıramayanlarımız da.

    Ben 5-6 aylık bir bebekken bir gün ağlıyormuşum (çünkü bebek olduğum için ağlamam gerek evet) neyse annem de beni tokatlamış. Aslında bu anıyı hatırlamayacaktım ve bilinçaltı düzeyinde anneme ufak bir güvensizlik seviyesinde kalacaktı ama canım annem bu mükemmel anıyı anlattı kfhfjf (neyse şu hayattaki çenemi kimden aldığımı da böylece anlamış bulunuyorsunuz)

    Daha önce anneannemi ve asla mükemmel ilerlememiş evliliğini anlatmıştım, bu aşk yuvasında doğan hiçbir çocuk da tabii ki sevilmedi, sarılınmadı, korunup kollanmadı hatta hiçbir zaman umursanmadılar.

    Bu yüzden, aslında anneannem gibi olmamaya çalışsa da arada öfke patlamaları olurdu annemin.

    Bir ufak not daha: annem, anneannemin onlara çocukken davrandığından çok daha sevgi dolu bir anneydi.

    Burada bir kitap önerisi de yapabilirim:
    Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk

    Bu kitap nesiller boyunca annelerin çocuklarına aktardıkları sağlıksız sevme biçimlerinden bahsediyor. Ve “kimseyi tek taraflı suçlayamayız, bi önceki neslin onlara nasıl davrandığına bakalım” gibi bir ana teması var.

    Neyse kitabı okuduğum zaman biraz duygulanmıştım ve annemi arayıp özür diledim. Çünkü ona saldırdığım bazı anlar da yaşadık şimdiye kadar

    “Sen de suçlu değildin, sadece nasıl sağlıklı anne olacağını bilmiyordun” dedim. “CHP’de durumlar çok fena, acaba bu seçim neler olacak” dedi. Annem biraz Xanax bağımlısı ve sanırım ben aramadan beş dakika önce bi kaç tane daha Xanax yutmuştu djhdjdd

    Neyse böyle bir kadın ve yaptığı hiçbir şeyin sadece onun suçu olmadığını biliyorum. Kızgın değilim, onu seviyorum. Ama konuşmadığımız zamanlarda ikimiz de çok daha iyiyiz.

    21 yaşında hamile kaldım ve annem gibi bir anne olmayayım diye kafayı yemiş gibi çocuk psikolojisi, bebek bakımı, bebek beyin gelişimi ne bulduysam okudum.

    Çocuk psikolojisi okurken kendi çocukluğum gözlerimin önünden küçük Emrah şarkılarıyla aktı gitti evet jdfjfhkdj

    Annem gibi bir anne mi oldum? Bazı açılardan hiç alakamız yok, bazı açılardan da ondan kaçamıyorum. Hiç çocuklarımı dövmedim ama sertim. Annem çok panik bir insandı, ben de tam tersi çocuğun kafası kopsa “dikeriz ya bir şey olmaz” seviyesindeyim

    Annem ben ağladığım zaman beni döverdi, ben de çocuklarımın ağlamasını zevkle izlerdim ve kendimi onları dövmediğim için sağlıklı sanırdım. Çocuğun ağlamasını daha hızlı durdurabilecek seçenekler sunmak yerine o ağlamayı dinlemeyi severdim (panik yok artık böyle şeyler yapmıyorum tabii ki, kendimi tanımadığım ve anlamadığım zamanlarda yaşandı böyle şeyler. İki çocuğuma da sevgiler öpücükler yolluyorum, kusura bakmayın be ananız da azcık deliydi yavrularım)

    Yani mükemmel bir anne miyim? Hayır.

    Hepimiz kendi annemize, babamıza, dedemize ya da nenemize benzememek için garip davranış kalıpları benimsiyoruz. Fark ettiğimiz sürece bu kalıplardan uzaklaşabilsek de, bir çok insanın hayatı bunları hiç fark etmeden bitmiş oluyor

    Bazen “bebeğimi kucağıma aldım ve berbattı” minvalinde videolar izliyorum. Bir bebeği kucağınıza aldığınız zaman berbat hissediyorsanız lütfen kendi aşamadığınız duygularınıza, annenizin size hissettirdiklerine ve kendi içinizde çözümlemeniz gereken örüntülere bakın.

    Çünkü bir bebeği aylarca karnımızda büyütmek, doğurmak ve onu kucağımıza aldığımız ilk an, aslında mükemmeldir. Bu duyguları böyle güzel hislerle hissedemediyseniz de kendinizi suçlamayın, neler yaşadığınızı ve neden korktuğunuzu düşünün sadece

    Yazımız nereye bağlandı, nereye bağlanması gerekiyordu bilmiyorum.

    Yetiştiğimiz ev, bazen kaçtığımız bazen kaçamadığımız davranış kalıplarımızı da beraberinde getirir. Ne her şey bizim suçumuzdur, ne de geçmiş nesillerin.

  • Bu seferki konumuz hiç iç açmayacak, pek komik de olmayacak ama bazı insanlarla sarılmış olacağız.

    Biraz ağır bir konudur ama hayat da her zaman eğlenceli değildir evet.

    Öncelikle ben çok yalnız bir çocuktum, babamla çocukluğumda da görüşmüyor olduğumuz için insanların korkması gereken bir baba figürüm de yoktu, annem akşama kadar çalışmak zorundaydı ve Yalan Rüzgarı izlemek dışında pek bir şeylerle ilgilenmeyi sevmeyen bir anneannem vardı.

    Anneannemi ve Yalan Rüzgarı izlemesini severdim, o yüzden ona bir kalp atmadan edemiycem♥️ (öteki tarafta da beni okuyabildiğini umut ediyorum evet)

    Neyse pedofili dediğimiz insanlar yalnız çocukları çok hızlı fark ederler. Beni de defalarca fark ettiler, ben de onların sinir bozucu ellerini, hareketlerini, davranışlarını fark ettim. Ama her seferinde çok hızlı bir şekilde kaçtım, bazen tekme attım, bazen uzakta durdum ve korunmayı başardım.

    Ama tehlike bazen çok daha farklı yaklaşır. Bazen insan tacizcisini sever evet. Ve bu sevgilerin en acı verenidir.

    7 yaşımdayken bir eve taşındık, alt katında bir erkek berberi vardı. (O dönemlerde erkeklerin saçlarını kesenlere berber diyorlardı sonra bi anda hepsi kuaför oldu, allaam ben nasıl bir insanım yine cıvımadan duramadım ya djhdkd) neyse bu berber benim dedemle aynı yaştaydı yani şimdiye kadar çoktan ölmüştür hatta kemikleri bile toprak olmuştur bu yüzden ismiyle devam edeceğiz yazımıza

    Hikmet, bembeyaz saçları olan, göbekli; taciz etmeyen bir insan olsa tonton dede diyebileceğimiz bir adamdı. Uzun süre yaşlılara hiç güvenemedim bu yavşak yüzünden. Neyse, konuyu dağıtmayacağım

    Biz bu eve taşındıktan sonra annem Hikmet’i inanılmaz sevdi, her işten geldiği zaman Hikmet çay demler annem Hikmet amca Hikmet amca diyerek muhabbet falan ederdi. Ve biz gün geçtikçe bu adamla yakınlık kurmaya başladık.

    Benim kardeşim yok ve evde tüm gün anneannemle çok fazla sıkılıyordum. Sokağa çıkmam yasaktı ama Hikmet’in yanına inmeme izin vardı, bu da demek oluyordu ki yeni özgürlük alanımdı Hikmet benim.

    Zaman geçtikçe Hikmet bana bilmediğim şeyler anlatmaya başladı (bilmemem gereken şeyler) tek özgürlüğüm Hikmet olduğu için uyum sağladım, dinledim. Maalesef Hikmet’in tek taciz ettiği çocuk ben değildim, bana başka çocuklarla neler yaşadığını da anlatırdı, dinlerdim. Dükkanında porno dergiler vardı ve onlara da bakardım.


    Ayrıntılara girmeyeceğim 3 yıl sürdü. Ben 9 yaşıma gelip, bu işten rahatsızlık duymaya başladığım ana kadar sürdü. Hikmet’in beni taciz ettiği bazı anlarda insanların anlama ihtimali olan durumlar olmuştu ve ben onu korudum. Hikmet’i herkesten her şeyden korudum. Bana zarar verdiğini bildiğim halde

    Çünkü ne yazık ki onu seviyordum. O benim tek oyun arkadaşımdı, beni tek dinleyen insandı, her gün benimle tek konuşan, bana zaman ayıran ve yanında vakit geçirebildiğim tek kişiydi.

    Zaman geçti, o evden taşındık. Büyüdükçe kendimden nefret etmeye başladım. Çünkü her şeyin benim suçum olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bunun nedeni diğer tacizcilerden kaçıp Hikmet’ten kaçmamamdı.

    Yaşadığım her şeyin suçlusu olarak kendimi görmeye başlamıştım.

    Bu yazıyı yazmaya karar verme nedenim de şu, ben daha önce bi kaç kez tacizlerle tecavüzlerle ilgili twitler attım ve yüzlerce mesaj aldığım günler de oldu. Konuşabildiğim herkesle konuşup “sizin suçunuz değildi” demeye çalıştım ama bana yazmayan kişiler de var biliyorum.

    Bazen tacizcimizi severiz, onu koruruz, kimseye anlatamayız, bazen biz kendi ayaklarımızla tacizimize yürürüz. Zevk aldığımız anlar bile olur çünkü yeni keşfettiğimiz garip şeyler deneriz.

    Ama çocuktuk. Manipülasyonun en ağırıdır tacizi kabul edeceğin o noktaya getirilmek. Ve çocuklar çok hızlı manipüle edilirler.


    Biliyorum bu yazıyı okuyanlardan üç beş kişi hala kendisine kızıyor; neden kaçmadım, gitmedim, söylemedim falan filan.

    Bazen tacizcimizi severiz, çünkü en yakınımızdır. Tek arkadaşımızdır. Bizimle ilgilenen tek aile bireyimizdir belki. O bizi kullanır, biz seviyor sanırız ve çocuk aklımızla daha çok sever ve koruruz.

    Kendinize kızmayın. Tek bildiğiniz şeyi yaptınız ve sevdiniz. Bu sevgilerin en acı verenidir demiştim yukarılarda, bunu da açayım biraz

    Neden sevdim diye bakınca insan ne kadar yalnız bir çocuk olduğuyla yüzleşir, nasıl korunmamış olduğuyla yüzleşir, neden kimsenin fark etmediğiyle yüzleşir. Sevecek başka birisinin olmamasıyla yüzleşir ve bu yüzleşmeler neticesinde aslında en suçsuz olan şeyin kendi çocukluğu olduğunu görür. Bunları fark etmek acıdır, ama iyileştirir acıtırken.

    Hepinize sıkıca sarılıyorum.