Şu anda ojelerimin kurumasını bekliyorum ve bu bekleme süresini blog yazarak geçirmek çok mantıklı olduğu için hemen yazmaya başladım.
Benim çocukluk anılarımın bir çoğu biraz enteresandır, standart mutlu mesut bir hayatım olsaydı bu kadar yazacak şeyim de olmayacaktı bu yüzden canım aileme buradan sevgiler öpücükler yolluyorum.
İlk saçma anımızla başlıyoruz. Bizim yazlığın denizinde büyük t şeklinde (şöyle T kdkdkd) bir iskele vardı. Her gün o iskeleden hoplar zıplar denize girerdik. Bir gün bir adam bu iskeleden atlıyor, ve nasıl olduğunu bilemediğim bir şekilde ölüyor. Bir gece boyunca kimse fark etmediği için denizin içinde kalıyor ve cesedi sabah sahile vuruyor. Buraya kadar hikayemiz dramatik ve sinir bozucu olsa da şimdi başlıyoruz.
Bizim eve “sahilde ölü adam bulundu” diye hangi işsiz komşumuzdan haber geldi bilemiyorum. Bu haber geldikten sonra Sherlock Holmes’un Türkiye şubesi olan annem, hemen beni elimden tutuyor ve aşağıya sahile iniyoruz. Ben 6-7 yaşlarındayım. 6-7 yaşlarındaki benim neden sahile indirildiğimi merak edenler azcık daha bekleyin lütfen, şimdi sizi annemle tanıştıracağım sjhsjdjd
Sahile iniyoruz, adamın üstünü bi örtüyle kapatmışlar, yanına iyice yaklaştıktan sonra annem örtüyü açın diyor. Hiç yaz sıcağında, denizde bir gece boyunca beklemiş ceset gördünüz mü bilmiyorum. Ama pek görmenizi önermem. Şişmiş ve üstüne midyeler yapışmış bir suratla karşı karşıyayım. Annem bana dönüyor “denize girersen işte böyle ölürsün” diyor.
Burada olaya biraz bilimsel bilgiler katıp kafanızı karıştırmayı ve olayın saçma sapanlığını sindirebilmeniz için size yardım etmeyi planlıyorum.

“Savaş ya da kaç” refleksi beynin limbik sistemine (amigdalaya) bağlıdır.
Bilimsel olarak ilk kez Walter Cannon tarafından 1915–1932 arasında kanıtlanıp isimlendirilmiştir.


Yani bu olayı yaşadıktan sonra iki seçeneğim vardı. Ya hayat boyu denize ayağımı sokarken bile korkacaktım, ya da bir aydınlanma anı yaşayarak annemi çok ciddiye almamam gerektiğini anlayıp bir ışık hüzmesiyle aydınlanacaktım. İkinci seçenek olan “korkularınla savaş” seçeneği seçildi ve bu olaydan bir kaç sene sonra adamcağızın ölüp gittiği iskeleden tek başıma denize atlayıp yüzmeyi öğrendim.
Ve benim beynimde sanırım bu anı “kaçma hep savaş” kısmını fazlasıyla tetikledi ve strese girdiğim, işin içinden çıkamadığım her olayda ruh hastası gibi savaşıp durmayı seçtim.
Tüm bu savaş savaş durumlarından dolayı da şans eseri yaşıyorum diyebiliriz, çünkü bazen sınırları biraz da fazla zorladım kabul.
Ailemizde herkesin korktuğu ve alkolik olan dedeme 13 yaşında sülaledeki ilk kafayı tutup, gerçek delinin kim olduğunu gösterdim. Ve “deli deliyi görünce sopasını saklarmış” atasözü doğru olsa da, dedemin bir de tüfeği vardı. Bu anıları rahatça yazıp çizdiğimden de anlayacağınız üzere, tüfek çıkmış olsa da patlamadı ve paçayı yırttık.
Hayatım korkabileceğim her olayın üzerine giderek ve devamlı ölmeye çalışarak geçti. Hala bu bloğu yazabildiğime göre de, başarılı olamadım evet.
Eskiden çok sinirlendiğim anlarda enteresan ve olaylı semtlerde kendimi gece dışarı atardım (artık bu kadar deli değilim çok şükür rabbişkom) İsterdim ki bi adam gözünün kenarıyla ben yürürken bana baksın, o zamanlarda şunu anladım. Eğer ölmek istiyorsanız, öldürmek istiyorsanız insanlar bakışlarınızda bunu görüyorlar. Ve herkes kafasını çevirip yürüyüp geçti yanımdan.
İyi ki de geçmişler tabii ki.

Bazı katillerin, ya da kadınları takip etmeye başlayan kişilerin bazı ortak özellikleri var, eğer kurban olarak belirledikleri kişi hızlı hızlı yürümeye ve ondan korktuğunu belli etmeye başlarsa, durumdan kedi fare oyunu gibi haz alıp daha fazla o kişinin peşine düşebiliyorlar.
Ve ben hayatımda şunu anladım, onlardan daha ruh hastası ve ölüme hazır bir manyaksam vazgeçiyorlar.
16/17 yaşlarımda gece kulüplerinde çalışıyordum, eve dönüş saatim 3-5 oluyordu genelde, çünkü günlük kasanın kapanmasını ve paramı almayı beklemek zorundaydım. Sabaha karşı kolumun içinde bir bıçakla çok uzun yollar yürüdüm. Her seferinde bana dokunmamaları gerektiğini hissettiler.
Deli deliyi görünce her zaman değil ama çoğu zaman sopasını saklıyor evet.
Ve sevgili genç kızlar, benim kadar risk almak zorunda olmadığınız bir yaşam diliyorum. Bu kadar saçma sapan sokak maceramdan sonra da size biraz taktik vermeye çalışacağım. Eğer hızlıca kaçıp gideceğiniz bir yer varsa tabii ki saçma sapan savaşmak gibi işlerle uğraşmadan hemen kaçıyorsunuz. Ama kaçacak bir yer yoksa ve etrafta kimselerin olmadığı saçma sapan bir alandaysanız sizi kimsenin çok uzun süre takip etmesine ve bu olayı kedi fare oyununa çevirmesine izin vermeyin. Bağırabileceğiniz kadar çok bağırıp gerçek delinin siz olduğunu göstermeye çalışın. Bu durumda risk asla bitmez ama azalır.


Ojelerimin kuruyup kurumadığını merak eden manyaklar da olacaktır, kurudu kurudu rahat olun.

Posted in

Bir Cevap Yazın

yokto’nun eskiz defteri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin