Beni gördüğüm terapiler var ettiler (var etti dediysek bir bok olamadık tabii ki ama kafamızı yastığa koyunca dönüp durmadan uyuyoruz işte) bu yüzden size bolca kendi terapi geçmişimden bahsedip sizin de kendinizde bir şeyleri fark etmeniz için kıçımı yırtıcam (hayır sadece öylesine yazıp çizicem, isteyen gitsin isteyen gitmesin kardeşim yapacak bir şey yok jdjdjd)

Terapiye ilk gidiş amacım şuydu, bir şeyleri okurken anlamakta zorlanıyordum ve aslında aptal mıyım değil miyim gibi bir sorgulamam vardı kendi içimde. Param olmadığı için devlet hastanesine gittim, psikiyatrist direkt ilaç verip yollamaya çalıştı ve “ilaç kullanmak istemiyorum terapi görmek istiyorum” konusunda direndim, terapi sürecim başladığına göre verdiğim savaşı kazandığımı tekrar söylememe gerek yoktur sanırım jdjdjd

İnsanın kendisini ve yaşadıklarını tek başına çözümlemesi epeyce zor, çünkü bir çocuğun düştüğü yanılgıya düşüyoruz çoğu zaman. Eğer bir çocuğu annesi her gün dövüyorsa, tüm annelerin çocuklarını dövdüğünü ve bunun normal olduğunu düşünür. Bizim de kendi hayatımıza bakış açımız budur. Yaşadığımız şeyleri normalleştiririz ve içinden çıkamadığımız her psikolojik sorunun bizimle ilgisi olduğunu düşünürüz.

Neyse terapi süreçlerinde ilk aylar laylaylom geçer, benim de epeyce boş konulardan konuşup durduğuma ve terapistimin zamanının içinden geçtiğime şüphe yok.

Ama bir gün ilk porno filmimi annemle birlikte 7-8 yaşlarında izlediğimi söyledim. Ciddi bir şekilde suratıma bakıp “bu bir çocuk istismarıdır, devlet bu durumdan haberdar olsaydı sizi annenizin elinden alırdı” dedi.

Eveet ilk balyozumu burada yedim diyebiliriz. Çünkü doğru ve normal bildiğim her şey bir bir çökmeye başladı. Hayatımda hangi konularda yanlış ve hatalı yetiştirildiğimi bu noktalarda fark etmeye başladım. Sonra daha çok okumaya, daha çok deşmeye ve sorgulamaya başladığım bir süreç bu durumları takip etti.

Ayrıca panik yok, aptal bir insan da değilmişim. Sadece başarısız olacağıma fazlasıyla inandırılmış bir çocukmuşum. Ve kendimi tekrardan inşaa etmeye başladığım günlerde de çizim yapmaya başlayıp (bir Michelangelo olamasam da) başarılı olabileceğimi kendime kanıtladım.

Annemle mükemmel ilişkimizi de merak edenler olacaktır, görüşmüyoruz. Bir gün çok büyük bir kavga ettim ve bu kavganın sonunda onun için bunları yazdım.


Seni yakan ateşim, bana sıçramadı mı sandın? Sana sarılan çocukluğuma, okşadığın saçlarıma, kokunu içime çekerek uyuduğum tüm gecelere sıçradı.
Yanarken, yakarken durdum ayakta. Hiçbir duruş, bu kadar büyük bir güç gerektirmemişti şimdiye kadar.
Sana öyle çok kızdım ki, bulaştı her yerime. Kocaman bir kızgınlık oldum.
Seni bu kadar çok sevmiş olduğum için kendime, senin için bahçeden topladığım çiçeklere ve o çiçeklerin seni beklerken soldukları akşamlara.
Herkese, her şeye, tüm dünyaya kızdım ben seninle birlikte.
Sana bağırdım, seni yaktım, seni gömdüm ve bu hayatımdaki en zor savaştı. Kazanamadım olmadı.
Bağırdım gırtlağım parçalandı, yakarken yandım ve seni gömdüğüm şey, kendi çocukluğumdu.

Ne yazık ki bu kavgaların bir kazananı olmuyor. Sevmek istediğim ama sevmeme izin verilmemiş kişiler gibi benim için aile kavramı. Zor yani.

Posted in

Bir Cevap Yazın

yokto’nun eskiz defteri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin